Elazığ 1 Şubesi
223 | | | 01-03-2016
SENDİKALARIN VE ÖRGÜTLENMENİN ÖNEMİ
İbrahim Bahşi

SENDİKALARIN VE ÖRGÜTLENMENİN ÖNEMİ
   Sendikalar sanayi devrimi sonrasında çalışanlar ile işverenler arasında ortaya çıkan güç eşitsizliğini ortadan kaldırmak için oluşturulmaya başlamıştır. Sendikal yapılanma öncesi iş koşullarına itiraz, yardımlaşma dernekleri ve meslek sandıkları aracılığıyla olmuştur. Bugünkü anlamda sendikal örgütlenme ise önceleri belirli niteliğe sahip çalışanların oluşturduğu ve meslek sendikaları olarak tanımlanan bir yapıdan, sonraları niteliksiz işçilerinde yer aldığı genel sendikalara doğru bir evrim geçirmiştir.
          Sendikalar günümüzde endüstri toplumlarının vazgeçilmez örgütleridir. Sendikalar aynı zamanda toplumları çalışma hayatı yönü ile şekillendiren ve geleceği etkileyen önemli güçlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok ülkede sendikal örgütlenme çalışan nüfusun önemli bir kısmını içinde barındırmaktadır. Özellikle sendikacılık hareketinin başladığı endüstri toplumları bu konuda önemli örgütlülük düzeyine sahiptirler. Sendikacılık düzeyi salt örgütlü çalışanların sayısal önemi ile paralel bir gelişme içinde olmayabilir. Örneğin bir sendika işyerinde işçilerin ancak yarısını örgütlese bile pazarlık gücü sayesinde tüm işçilerin ücret ve çalışma koşullarını düzenleyebilmektedir.
          Günümüzde sendikal anlamda örgütlenmeye ilişkin en önemli noktalar; sendikal hareketin kimi temsil edeceği, hangi çıkarları temsil edeceği ve çıkarları nasıl temsil edeceği gibi konulardır. Hangi sendikal örgütlenme modeli olursa olsun, sendikal hareketin ulusal düzeyde geniş katılımlı bir dayanışma bilincine sahip olması gerekir. Bu noktada sendikacılığın güçlü, demokratik ve katılımcı tepe örgütlenmesine sahip olması gerekir. Diğer taraftan, sendikal hareketin güçlü ve tutarlı politikalar oluşturabilmesi için değişimi takip eden değil, aksine içinde bulunduğu koşulları yorumlayabilen ve önceden harekete geçen bir yapıya sahip olması gerekir. Böyle bir sendikal yapının oluşturulması eğitim ve araştırmaları destekleyen uzman kadroları, bu uzman kadrolarla oluşan bilgi birikiminin sendika politikalarına yansımasını ve uygulamaların başarısının ölçülmesini gerektirir.
          Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de sendikacılığın genel ekonomik sosyal ve siyasal koşullardan soyutlamak mümkün değildir. Türk toplumu, birçok konuda olduğu, işçi hareketi konusunda da Osmanlı İmparatorluğundan devir aldığı değerlerle yaşamıştır. Osmanlı İmparatorluğu sanayi devrimiyle çok geç tanışmıştır. Askeri işyerleri ve yabancılara ait işyerlerinin dışında kalanlar da atölye denilen tipte ve birkaç işçinin çalıştığı kuruluşlar olması nedeniyle buralarda da sendikalaşma kolay olmamaktaydı. Bu yüzden ilk işçi kuruluşu sayılan 1871 tarihindeki “Amelperver Cemiyeti” bir öncü olarak bilinmektedir. Ereğli bölgesinde zengin kömür yataklarının işletilmesinde pek çok işçi çalıştırıldığından, bunların işe alınış şekilleri, ücretleri, barındırılmaları, iş şartlarını belirlemek için 1865 yılında yürürlüğe konulan “Dilaver Paşa Nizamnamesi” işçiler hakkındaki ilk hukuk metni sayılmaktadır.
          İkinci Meşrutiyetin ilan tarihi olan Temmuz 1908’e kadar sakinliğini sürdüren çalışma hayatı, Kanun-u Esasi’nin ilanı ile hareket kazanmıştır. 1920’lerin ilk yıllarında görülen fakat uzun ömürlü olmayan işçi kuruluşları arasında İstanbul Amele Birliği ve Amele Teali Cemiyeti’ni saymak mümkündür. 1925 yılında hafta tatili kanunu çıkartılarak işçilerin haftanın bir günü tatil yapabilmeleri sağlanmıştır. 1925 yılı sendikalaşma yönünden önemli bir duraklama hatta gerileme yılıdır. Doğuda meydan gelen isyan hareketi ile birlikte İstanbul’da yoğunluk kazanan grevler üzerine “Takrir-i Sükûn” kanunu çıkartılarak her türlü cemiyet ve sendikal harekete son verilmiştir. 1946 yılında dernekler kanununda yapılan bir değişiklikle sınıf esasına dayalı olarak örgütlenme yasağının kaldırılması sonucunda işçilere sendika kurma olanağı sağlanmıştır. Bu serbestlikten kısa bir süre sonra Ağustos 1946’da İstanbul İşçi Sendikalar Birliği ve Türkiye Deniz İşçileri Sendikası kurulmuştur. 1950 ile 1955 yılları arasında sendikalaşma oranında ciddi bir artış olmuştur. Bunda 1952 yılında bütün işçi sendikalarını bir birlik haline getiren “Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, TÜRK-İŞ ”in kurulmuş olması ve işçiler lehine peş peşe çıkartılan kanunlar etkili olmuştur. Türk-İş’in işçilerin sendikalaşması, hakların korunması ve geliştirilmesinde önemli rolü olmuştur. 27 Mayıs 1960 ihtilali ile birlikte öteki faaliyetlerin yanında sendikal faaliyetlerde askıya alındıktan sonra yürürlüğe konulan 1961 Anayasası’nın “Sendika Kurma Hakkı” başlıklı 46. maddesi ile sendika kurma hakkı ilk defa anayasada yer almıştır.
          Türk-İş’in kuruluşundan yaklaşık on yıl sonra da 20 Aralık 1962 tarihinde işveren sendikalarının üst kuruluşu olan “Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, TİSK” kurulmuştur. 1980’li yılların başına gelindiğinde Türk İşçi Hareketi’nin çok yönlü olarak parçalandığı ve ülkenin genelinde görülen siyasi kamplaşmadan etkilendiği görülmekte, bu durumda sendikalaşma başta olmak üzere çalışma hayatındaki ilişkilerde çok önemli gelişmeler ortaya çıkmıştır. 1982 Anayasası ile sendika ve üst kuruluşlar kurma hakkı sadece işçiler ve işverenlere tanınmıştır. Ayrıca Anayasanın çizdiği genel çerçeve dâhilinde oluşturulan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu İşçi ve İşverenin işkoluna göre sendikalaşması prensibini getirmiştir.
          2821 sayılı Sendikalar Kanunu çıktıktan yaklaşık on yıl sonra Memur-Sen Konfederasyonu’na bağlı Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen), 14 Şubat 1992 tarihinde eğitimci, şair ve yazar Mehmet Akif İnan ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Yaklaşık on yıl boyunca kamu görevlilerinin sendikal haklara kavuşması için gayret gösteren Mehmet Akif İnan, bu çalışmalarıyla aynı zamanda ülkemizde demokrasinin tabana yayılarak gelişmesi ve sivil toplumun güçlendirilmesi çalışmalarına büyük katkı sunmuştur. İnan, kamu görevlilerinin sendikal örgütlenme hakkının kazanmasının ise tartışmasız öncüsü olmuştur.
          Nihayet 25.06.2001 tarihinde kabul edilen 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu ile memurların sendika kurmaları yasal dayanağa kavuşmuş, diğerleri gibi Eğitim-Bir-Sen de bu tarihten sonra tüzel kişilik kazanmıştır.
          22 Aralık 2002’de Olağanüstü Kongre ile ilk profesyonel yönetim kurulunu seçen Eğitim-Bir-Sen, hızla üye kayıt ve kurumsallaşma çalışmalarına başlamıştır. 1 Ocak 2003 tarihinde 18 000 resmi üyesi bulunan Eğitim-Bir-Sen’ in üye sayısı büyük bir ivme ile 2015 yılı itibariyle 340 000 olmuştur.
       “Örgütlü olmak, Güçlü olmaktır” sözünü kendisine ilke edinen sendikamız her geçen gün gücüne güç katmaktadır. Elâzığ Eğitim-Bir-Sen Şubesi Türkiye’de sendikal anlamda örgütlenen ilk şubelerden biri olarak hızla üye kaydına başlayıp üye sayısını her geçen gün arttırmıştır. Genel anlamda sendikamızın çalışanlar için elde ettiği kazanımların dışında yerel bazda da üyelerimiz için birçok çalışma yapılmaktadır.
          Eğitim-Bir-Sen’in yeni hedefi 400 000 ( dört yüz bin) resmi üye sayısına ulaşması ve sendikamızın örgütlenme anlamında daha da güçlenmesi için Elazığ Eğitim Bir-Sen olarak da katkıda bulunacağız. Kamu çalışanlarının en büyük sendikası olarak önümüzdeki dönemde de eğitim çalışanlarının hak ve menfaatlerini en iyi şekilde korumak ve geliştirmek olacaktır.
 

Tüm Yazılar
1 SENDİKALARIN VE ÖRGÜTLENMENİN ÖNEMİ
2 Türkiye Büyük Millet Meclisi, Milli İradenin Tecessüm Etmiş Halidir
3 Deneme